| MÜHENDİSLİK EĞİTİMİ, MÜHENDİSLİK, SERBEST MÜŞAVİR MÜHENDİSLİK (SMM) HİZMETLERİ VE BELGELENDİRME |
Devrimci Demokrat Platform'un mühendislik eğitimi, mühendislik alanı, SMM hizmetleri ve belgelendirmeye yönelik bildirgesi 18 Ocak 2012'de yayınlandı...
MÜHENDİSLİK EĞİTİMİ
Bugün ülkemizde YÖK tarafından diploma eşdeğerliği tanınmış kamu ve vakıf üniversitelerinde; Elektrik, Elektronik, Elektrik-Elektronik, Bilgisayar, Yazılım, Biyomedikal, Elektronik-Haberleşme vb. Mühendislikleri eğitimleri verilmektedir. Eğitim sistemi üniversiteden üniversiteye değişmekle birlikte ilk iki yıl genellikle temel mühendislik dersleri, ikinci yıldan sonra da uzmanlaşmaya yönelik olarak mesleki dersler okutulmaktadır. Birçok üniversitede sınırlı sayıda öğretim üyesi bulunduğundan temel derslerde dâhil birçok ders verilememekte, eksik laboratuar ve teknik alt yapı ile eğitim sürdürülmektedir. Planlı ekonomilerin terk edildiği ülkemizde, her gelen siyasi iktidarın bilim ve teknolojiyi bir kenara ittiği ve oy hesaplarının yapıldığı, gerekli öğretim üyesi ve altyapı olanakları oluşturulmadan kaba bir popülizmle her ile bir üniversite mantıksızlığı yürütmektedir. Aynı durum vakıf üniversiteleri için de geçerlidir.
Hayatın her alanında yaşanan ve hatta daha önce karşılaşılmamış ölçüde bugünü ve geleceği etkileyen bir “değişim ve dönüşüm sürecinden” geçmekteyiz.
Sürecin belirleyicisi ve yönlendiricisi olan neo-liberal anlayışın daha fazla kâr hırsı -özellikle bizim ülkemizde olduğu gibi kayıtsız şartsız kendini teslim etmiş hükümetlerce- halkların kısmen de olsa kazandığı temel insani hakların (sağlık, barınma, eğitim vb.) çok daha hızlı yok edilmesine neden oluyor.
Son yıllarda özellikle eğitim alanındaki dönüşüm çok daha artmış durumdadır. Temel eğitimden, yüksek öğrenime eğitimin kalitesi düşmüştür. Eğitimin tamamen ücretli hale getirilmesi, anti-demokratik eğitim ortamının daha güçlü bir şekilde yaratılması, bilimden uzak, sormayan, sorgulamayan bireyler yetiştirme amaçlı müfredatların hazırlanması ve yürürlüğe konması, Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK, ÖSYM ve üniversitelerin temel görevleri haline gelmiş durumdadır. Dünya Bankası, Avrupa Birliği gibi kurumların akreditasyon, toplam kalite, yetkinlik gibi kavramlarla belirlediği eğitimde neo-liberal dönüşüm süreci gerici bir hükümetin icra organlarınca gerici eğitim anlayışının da eklenmesi ile daha da içinden çıkılmaz hale gelmektedir.
Bugün ister özel, ister kamu olsun üniversitelerde 1961 Anayasa’sının tanıdığı bilimsel özerklik ortadan kalkmış durumdadır. Eğitim ‘ticarileşme kıskacı’nın yanı sıra bir de ‘bilimsellikten uzaklaşma kıskacı’ altındadır. Özgürlüğün olmadığı ortamda bilim ve bilimsel gelişmeler olamaz.
Bu yoğun saldırı ve çabalar sonunda;
1. Eğitim bir hak olmaktan çıkartılmıştır. Tamamıyla meta haline dönüşen eğitim parası olanın alabileceği ya da parası kadar alabileceği bir ticari hizmettir artık.
2. Eğitim bilimsel olmaktan uzaklaşmıştır. Neden sonuç ilişkisinden kopartılmış, ezberci, verilenle yetinmek zorunda kalınacağı bir eğitim anlayışı hâkim olmuştur.
3. Eğitim ortamları görece demokratik yapısından daha da uzaklaşmıştır. En basit talepler dahi baskı ve zorla bertaraf edilmektedir.
Bu temel nedenler bütün eğitim aşamaları ve kurumlarında olduğu gibi özellikle mühendislik eğitiminde de karşılığını bulmuştur. Genelde yaşanan sorunlara ek olarak mühendislik eğitiminde özellikle;
1. Üniversite sanayi işbirliği adı altında, sadece kâr amaçlı projelerin eğitim projeleri olarak kabul edilmesi,
2. Piyasa taleplerine göre oluşturulan müfredat ve ders içerikleri,
3. Yabancı dilde eğitim ve yayınlar,
4. Laboratuar ve laboratuar malzemeleri eksikliği,
5. İhtiyaç doğrultusunda değil de seçim malzemesi olarak kurulan gerekli alt yapı ve donanımdan yoksun üniversiteler,
6. Dolaysı ile öğretim görevlisi eksikliği
karşımıza çıkan olumsuzluklardır.
Nedenleriyle de sorunlar mühendislik alanları için daha da yakıcıdır. Genelde mühendislik disiplinlerinde eğitim kalitesindeki düşüş üretime dayalı bir sanayisi olmayan ülkemiz piyasası için şu an için çok yakıcı bir sorun olarak görünmemektedir. Hatta kalifiye eleman ihtiyacı olmadığı için eğitim ve eğitimin kalitesi tartışmaları gereksiz görülmektedir. Ancak geleceğimiz ve mesleğimiz için bu konular aşağıda belirtilen talepler ve daha fazlası için çok daha fazla tartışılmalıdır.
1. Eğitim en temel haklardandır ve devletçe tamamen ücretsiz sağlanmalıdır.
2. “Bilimin öncülüğünde, toplum için” teorisini pratiğe dönüştürecek mühendisler yetiştirmek eğitimin temel amacı olmalıdır.
3. Parasız, özerk, bilimsel, laik ve demokratik bir üniversite eğitimi sağlanmalıdır.
4. Bölgesel teknik üniversiteler kurulmalı, gerekli alt yapıdan yoksun üniversiteler birleştirilmelidir.
5. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin belirlediği ve güncelliğini sürekli koruyan esneklikte eğitim müfredatları oluşturulmalıdır.
Bu ve benzeri amaçlar için Şubemizden başlayarak genel merkez ve TMMOB’de ulusal ve uluslar arası birer mühendislik eğitimi kongresi gerçekleştirmek, konuları detaylarıyla tartışmak, tartıştırmak ve raporlar halinde sonuçlarını paylaşmak görevimizdir.
Odamızın ilgi alanına giren mühendislik eğitimi veren bölümler arasında;
• Öğretim elemanı sayısına dayalı,
• Müfredat farklılıklarına dayalı,
• Laboratuar ve test olanaklarına dayalı farklılıkları vardır.
Mezunlar arasında ciddi bir şekilde unvan ve yetki karmaşası yaşanmaktadır. Şöyle ki;
• Çoğu kez farklı müfredatları olmasına karşın benzer ve/veya aynı unvanlı diplomalar verilmektedir.
• Müfredat aynıyken farklı unvanlı diplomalar verilmektedir.
• Hangi dersler okutulunca elektrik, hangi dersler okutulunca elektrik-elektronik, hangi dersler okutulunca elektronik mühendisi olunduğu konusunda genel kabul gören bir yaklaşım da yoktur.
Bu çelişki ve farklılıklar mezuniyetten itibaren meslektaşlarımız arasında ciddi bir eşitsizlik ve dengesizlik yaratmaktadır. Zaten ülkemizde istihdam ile eğitim arasında bir uyumsuzluk vardır. Bazı alanlarda eleman eksikliği varken bazı alanlarda istihdam fazlalığı vardır. Birçok üyemiz de uzmanlık alanları dışında çalışmak zorunda kalmaktadır. Çok az sayıdaki meslektaşımız isteklerine ve eğitimine uygun işlerde çalışmaktadır.
Diploma unvanı ister elektrik, ister elektrik-elektronik isterse elektronik olsun üyelerimizin büyük çoğunluğu yapı üretim sürecinde planlamacı, danışman, projeci, kontrol, denetçi, uygulamacı gibi işlerde çalışmaktadır.
Farklı farklı üniversitelerden mezun olmuş üyelerimizin gerek eğitimdeki eşitsizlik ve dengesizlikten kaynaklı gerekse istihdamdan kaynaklı sorunları EMO’nun önünde devasa bir sorun olarak durmaktadır.
Diğer meslek disiplinlerinde çok fazla belirleyici olmayan Fen Adamları konusu odamız meslek disiplinleri açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Farklı formasyona yönelik ara eleman olarak eğitim alan Fen Adamları (ki çoğunluğunun teknik bir eğitimi de yoktur ve ustalık/ kalfalık sürecinden gelmektedirler) iktidarların oy kaygılarıyla proje yapımı gibi mühendislik formasyonu gerektiren bir konuda yetkili kılınmakta ve yetkilerinin artırılması çalışmaları yapılmaktadır.
Teknik öğretmenlik gibi çok farklı bir formasyona yönelik örgütlenmiş olan teknik eğitim fakültelerinin gerek eğitim sisteminde gerekse öğretim üyesi kadrosunda hiçbir değişiklik yapmadan teknoloji mühendisliği adı altında mühendislik fakültelerine dönüştürülmesi önümüzdeki dönemlerde yeni sorunları beraberinde getirecek bir uygulamadır. Dünyada “engineering technology” yani; “mühendislik teknolojileri” adı altında örgütlenmiş olan ve özellikle ara eleman yetiştiren eğitim kurumları vardır. Engineering technology ifadesi teknoloji mühendisliği diye tercüme edilerek farklı formasyonda eğitim veren kurumlar bir anda mühendislik fakültelerine dönüştürülmüştür.
Önümüzdeki dönem içerisinde bölgesel çalıştaylar ve merkezi bir Mühendislik Eğitimi Sempozyumu düzenlenecektir.
Ülkemizde istihdam açısından mühendis sayısında fazlalık varken ara teknik eleman (teknisyen, tekniker vb.) konusunda ciddi bir eksiklik vardır. Bu durum uygulama konusunda problemler yaratmaktadır. Yapılması gereken, Fen Adamları adı altında ve ağırlıklı olarak çıraklık-ustalık eğitimi üstünden gelen ara elemanların ihtiyaca uygun olarak teknik eğitim veren okullarda eğitilmelerini sağlamaktır.
Ortada böylesi trajikomik bir durum varken EMO’nun mühendislik eğitimi almış olan üyelerini yetkili, yetkisiz, yeterli, yetersiz gibi ayrımlara tabii tutması kabul edilemez.
Odamız birçok alt disiplini kapsıyor olmasına karşın henüz tümüne yönelik etkinlikler konusunda eksiklik vardır. Meslek alt disiplinlerinin gelişimi açısından;
1. Şubemizde her alt disiplin için Meslek Meclislerinin oluşturulması,
2. Meslek Meclisleri içerisinden demokratik şekilde Meslek Dalı Komisyonlarının (MDK) belirlenmesi,
3. MDK’lar üzerinden oluşacak EMO Meslek Meclislerinin oluşturulması ve EMO Meslek Meclisleri içerisinden demokratik şekilde Meslek Dalı Ana Komisyonlarının (MEDAK) belirlenmesi,
4. Şubelerde MDK’ların EMO’da MEDAK’ların demokratik çalışma ortamına kavuşması için çalışma yapılması,
5. Alan belirlemesine yönelik yapılan çalışmaların üniversitelerle paylaşılması ve üniversitelerde müfredatın belirlenmesi için çaba harcanması,
gibi önemli adımlar önümüzdeki çalışma döneminde atılmalıdır.
Üyenin kendinden kaynaklanmayan sorunları nedeniyle SMM belgesi alırken cezalandırılması doğru değildir!
Bir meslek örgütü üyelerini yeterli, yetersiz, yetkili, yetkisiz gibi ayrımlara tabi tutamayacağı gibi mükemmeliyet de arayamaz. Bir meslek örgütü yetersiz olan üyeyi yeterli hale getirmek ve çalışmak istediği alanda ihtiyaç duyacağı bilgi ve beceriyi kazandırmakla yükümlüdür. Oysa yıllardır üyeler ‘senin diploma unvanın SMM belgesi almaya uygun değil’, ‘falanca dersleri almamışsın’ gibi gerekçelerle mağdur edildi. Adeta sistemin çarpıklığı ve eşitsizliklerinin sonuçlarından üyeleri sorumlu tutan bir tavır sergilendi. Uzunca bir süre, üye sayısı kırk binleri aşmış bir örgütte SMM belgesi alabilme hakkı küçük bir azınlığa bir ayrıcalık gibi sunuldu.
KPSS’de üyelerimizin mağduriyeti devam ediyor!
2011 yılında elektrik-elektronik mühendisi unvanlı üyelerimizin KPSS tercihlerinde yaşadıkları problem önemli ölçüde giderilmiş fakat tam anlamıyla ortadan kaldırılmış değildir. Ne yazık ki örgütümüzde uzun süredir egemen olan anlayış elektrik-elektronik mühendisliği unvanlı bir mühendisliğin olamayacağı şeklindedir. Doğal olarak unvanını kabul etmediği üyenin hukukunu savunma konusunda harcanan çabalar da cılız kalmaktadır.
Elektrik ve elektrik-elektronik mühendisliği bölümü mezunlarının devlet kadrolarına yerleştirilirken “Elektrik Mühendisliği Bölümü” ile “Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü” mezunlarının, farklı meslek grupları gibi kabul edilerek kontenjanlarının ayrı ayrı belirlenmesi hak kayıplarına neden olmuştur. Aynı problem Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunları için ise devam etmektedir. Sadece unvana bakarak istihdam biçiminin belirlenmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir.
Geçmişte elektrik mühendisliğinin alt dalları olan disiplinlere ait mesleki faaliyetlerin günümüzde artık farklı unvanlara sahip mühendisler tarafından yapılıyor olması, meslek alanları bazında hangi unvanların kesiştiğinin ya da ayrıştığının, ülke şartları da göz önüne alınarak belirlenmesi ihtiyacını doğurmaktadır.
Türkiye çapında diploma eşdeğerliliği tanınmış devlet ve vakıf üniversitelerinin, elektronik, bilgisayar, yazılım, biyomedikal, elektronik haberleşme mühendisliği gibi bölümlerden mezun olanların, KPSS’de yaşadıkları mağduriyetler giderilmeli, mevzuatlarda gerekli düzenlemeler yapılarak var olan haksızlıklar ortadan kaldırılmalıdır.
Hatırlanacağı gibi kangrene dönüşmüş olan SMM Belgesi verilme koşullarını çözebilmek için EMO Ankara Şubesi oldukça kapsamlı, konunun tüm taraflarının katıldığı çalıştaylar ve toplantılar düzenledi. Gerek dünya mühendislik tarihinin birikimleri gerekse ülke gerçekliği ve TMMOB’nin elli yılı aşkın bir süredir biriktirdikleri bir araya getirilerek çözüm önerileri geliştirildi. Üretilen düşünceler diğer EMO birimleriyle de tartışılarak ortaklaştırıldı ve sorunu kökten çözmese de büyük bir kısmını çözen bir model EMO Yönetimine önerildi.
01.01.2008’den itibaren uygulamaya konulan SMM belgelendirilmesi modeli sorunu kökten çözmese de olumlu bir gelişmedir.
Biz DEVRİMCİ DEMOKRAT PLATFORM olarak SMM Belgelendirmesine;
• Mühendislik eğitimi,
• Meslek içi eğitimler,
• Çalışılan ve bitirilen işler (iş deneyimi),
biçiminde üçlü bir değerlendirmeye dayalı modelin uygulanmasını savunmaktayız.
Mühendislik dinamik bir meslektir. Dünya genelinde mezuniyetten sonra çalışmayan ve/veya meslek içi eğitime katılmayan bir mühendisin her yıl bilgilerinin % 5’ini kaybettiği şeklinde bir kabul vardır. Odamızın ilgi alanı disiplinlere bakıldığında diğer mühendislik disiplinlerinin tümünden daha hızlı ve fazla değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Odamızın ilgi alanındaki mühendislik disiplinleri aslında dünyadaki teknolojik gelişmelerin hem geliştiricisi hem de dönüştürücüsü konumundadır. Meslek içi eğitime bizim meslek alanımızda diğer meslek alanlarından daha fazla ihtiyaçtır.
Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) adı altında geçtiğimiz dönemlerde uygulamaya başlanan model olumlu bir adım olmakla birlikte belli yanlışlıkları ve eksiklikleri de içermektedir.
MİSEM kapsamındaki eğitimlerin ücretlendirilmesi konusunda ticari kaygıdan arınılmalı, eğitimler olabildiğince bedelsiz olmalıdır. Eğitim hizmetlerinde fiyatlandırmada eğitim merkezinin sürekliliğini sağlayacak makul bir fiyatlama modeline dönülmelidir. Bu hususa dikkat edilmezse ticari kaygının öne çıkması kaçınılmazdır. Su andaki uygulama modeli bu riski taşıyan bir modeldir.
MİSEM kapsamındaki eğitimlerin teknolojik düzeyi yeterli değildir. Eğitimler, asansör, yangın ihbar, topraklama gibi konulara sıkışmış durumdadır. Oysa ihtiyaç daha teknolojik sistemlere yönelik eğitimlerdedir.
Proje denetimi kamusal bir hizmettir ve kamu kurumlarının asli görevidir.
Proje denetimleri özelleştirilemez!
Ülkemizde gerek enerji gerekse telekomünikasyon alanının büyük ölçekte özelleştirilmiş olması proje denetimleri konusunda ciddi bir yetki karmaşası yaratmaktadır. Özel kuruluşların ‘Kamusal Denetim’ yapması olanaklı değildir. Bu konuda EMO’nun hem SMM üyelerini mağdur etmeyecek hem de Kamusal Denetim’in nasıl yapılacağına yönelik bir yönlendirmesine ihtiyaç vardır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 16 Aralık 2009 tarihli 27434 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Elektrik Tesisleri Proje Yönetmeliği içinde bir dizi teknik yanlışı barındırmasının yanı sıra kamusal bir hizmet olan proje denetiminin özelleştirilmesini ve EMO’nun devre dışı bırakılmasını hedefleyen bir çalışmadır.
Genelde TMMOB ve özelde EMO ülkemizdeki mühendislerin tek ve yasal örgütüdür. Mühendislik alanındaki tüm düzenlemeler TMMOB çatısı altında ve her disiplinin kendi özgül koşullarına göre yapılmalıdır.
EMO’nun üyeleri için var olduğu gerçeğinden hareket eden DEVRİMCİ DEMOKRAT PLATFORM, EMO gibi bir meslek örgütünün üyelerin mesleklerini yürütürken ihtiyaç duyacakları tüm eğitimleri vermeyi ve gerek eğitim sisteminden gerekse uygulamalardaki dengesizliklerden kaynaklı sorunlardan üyelerin en az etkilenmesini amaçlamaktadır.
Gerek AB mevzuatı, gerekse GATTS yaptırımları çerçevesinde dayatılan çözümlere de en iyi yanıtı yine meseleye üyesine, mesleğine sahip çıkma noktasından yaklaşan bir EMO verecektir.
Mesleki denetimde yıllar itibariyle mesafe kat edilmiş olsa da henüz istenilen düzeye gelinemediğini görmek gerekiyor. Mesleki denetimin hizmeti satın alan/yaptıran kamu ve özel kuruluşlar, hizmeti üreten SMM’ler ve hizmetleri denetleyen meslek odaları olmak üzere üç önemli ayağı vardır.
HİZMET ÜRETİMİ
Genelde TMMOB özelde EMO’nun içinde bulunduğu ve bizce TMMOB ve EMO’nun söylemde kalan “emekten yana” tavırlarına pek de uyuşmayan günümüzdeki konumlarının ana nedeni bizce hizmet üretimi ve dolaysı oluşan çok yüksek oda bütçelerdir. Dolaysı ile TMMOB ve bağlı odalar tüm hizmet üretimi alanlarını terk etmeli ve mesleki denetim yapan, kuralları ve standartları belirleyen, yönetmelikleri ve tip projeleri geliştiren yani oda olmanın asli görevlerine dönmelidir.
Hizmet üretimi ve belgelendirmede bir çok konu 5-6 Nisan 2003 tarihinde TMMOB tarafından düzenlenen II. Mühendislik ve Mimarlık Kurultayı’na dayandırılmaktadır.
Ancak bu kurultayda ‘Örgüt Birimlerinin Hizmet Üretimi’ başlıklı kararlara bir kez daha bakmakta yarar vardır.
Anılan kurultayda alınan 11 maddelik kararlar ile odalar ve hizmet üretiminin koşulları ve sınırları tanımlanmaya çalışılmıştır.
6. Karar: “Meslek Odalarımız; uzmanlık alanında kamu çıkarlarının korunmasına, mesleğin ve meslektaşların haklarının savunulmasına yönelik çalışmalar yanında, varlık nedeni olan mesleki teknik çalışmalardan da kopmamalıdır.”
Teknik çalışmalardan kopmamak o alanda hizmet üretmekle mümkünmüş gibi bir algı oluşmuştur. Aksine herhangi bir alanda söz söyleme ve düzenleme hakkı o alandan direk ve ya endirekt maddi özerkliğinizi koruduğunuz sürece mümkündür. Bu yüzden meslek alanından kopmamak ve alanı kamudan yana düzenlemek ancak ve ancak o alanın maddi koşullarının dışında kalmakla mümkündür.
7. Karar: “Odalarca yürütülecek hizmetlerde ve hizmet karşılığı elde edilen gelirlerde gözetilecek temel ilke meslek, meslektaş, ülke ve toplum çıkarları doğrultusunda yürütülen çalışmaları sekteye uğratacak bağımlılık ilişkilerine yol açılmaması olmalıdır.”
8. Karar: “Ticari amaçlarla kurulmuş herhangi bir kurumun yapacağı veya yapmakta olduğu faaliyetler odalar için örnek alınmamalıdır. Yayımlanacak kitaplar, periyodikler, düzenlenecek uzmanlık eğitimleri, mühendislik-mimarlık mesleğinin geliştirilmesine ve uygulama alanlarına yönelik kurs ve seminerler esas gelir alanı olarak görülmemelidir.”
Odaların mevcut yıllık bütçeleri ve bu bütçeler içindeki aidat gelirlerinin payı bu olumsuz durumun çoktan oluştuğunu açıkça göstermektedir. Aidat gelirleri ve düzenli aidat ödeyen üye sayıları tüm odalarda düşmekte iken hizmet üretiminden elde edilen gelirler katlanarak artmaktadır. Bu korkunç bağımlılık bazı odaları sadece SMM odalarıymış gibi görülmesine neden olmaktadır. Odalar ile aynı işi yapan özel ticari kuruluşlar varlığı bir yana bazı odalar üyelerinin çalıştığı/sahibi olduğu bu kuruluşlarla rekabet haline bile girmiş durumdadır. Bu durum aslında anılan kurultayda alınan 4 numaralı karara aykırıdır.
9. Karar: “Kamu kuruluşlarına, özel kurum ya da kişilere verilen hizmetler tek yanlı bozulabilecek protokollere dayanıyor ise örgüt bütçesi ağırlıklı olarak bu hizmetlerden herhangi biri üzerine kurgulanmamalı, gelir kaynakları mümkün olduğunca çeşitlendirilmelidir. Söz konusu hizmetler yalnızca, kamusal denetim alanında verilmeli, protokollerin içeriğinin örgütsel bağımsızlığı tehdit etmesine izin verilmemeli, verilen hizmetler üyelerimizin yürüteceği hizmetler değil, bu hizmetlerin denetimi anlamında olmalıdır.”
Odalar gelir kalemlerini çeşitlendirmekten öte üye örgütlenmesi ve üye oda bağının güçlendirilmesi temel amaç olmalıdır. Aksi bir konumlanış odaları piyasa kurallarına çekerek üyesinden ve kamusal hizmet üretme anlayışından uzaklaştıracaktır.
10. Karar: “Kamu çıkarlarının korunması meslek odalarının uzmanlık alanında toplumun ve ülkenin çıkarlarını savunan bir örgüt olmasını zorunlu kılar. Bu tanım gereği meslek odaları mesleki çalışmalar yürütürken halkı bilgilendirmek, bilinçlendirmek, çevreden yana, emekten yana, üretimden yana, tüketicinin korunmasından yana olmak topluma dayatılan politikaları sorgulamak kamu çıkarları doğrultusunda toplumu bilinçlendirmek ve bu politikaları sunmak görevi ile yükümlüdür. Böylesine geniş bir alana yayılan sorumlulukların ve hizmetlerin yerine getirilebilmesi ancak ve ancak ekonomik ve kurumsal anlamda güçlü, ülke geneline yayılmış bir örgütlenme ağına sahip olan, örgüt-içi ilişkilerinin ve Oda üye ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürütüldüğü yapılanmalar ile mümkün olabilir.”
Bu büyük kamusal sorumluluk ancak ve ancak sorumluluk kadar büyük bir örgüt ve örgütlenme ile mümkündür. TMMOB tarihinde böyle mücadeleler ve örgütlenmeler mevcuttur. Gerekli olan kaynak yine örgütlenme aracılığı ile sağlanmış ve son yıllarda görülmemiş bütçelere sahip olmalarına rağmen nerdeyse hiçbir kazanım elde edememiş odalardan daha fazla kazanım örgütlü yapı sayesinde kazanılmıştır.
11. Karar: “Meslek Odalarının gelirleri; üye ödentileri öncelikli olmak üzere, Odaların uzmanlık alanında bağımsız olarak gerçekleştirdiği sürekliliği olan etkinliklerden sağlanmalı ve bu etkinliklerden yararlanan üyeler bedelini ödemelidir.”
12. Karar: “Mesleki etkinliklerden sağlanan kaynakların üyelere ve topluma hizmet olarak geri dönmesinin araçlarının etkinleştirilmesi, örgütün kaynaklarının ortak kullanıma açılması mekanizmaları yaratılmalıdır.”
Oda üye aidatını ödeyen üyeler oda etkinliklerine ücretsiz katılmalıdır. Özel düzenlenen etkinlikler gelir-gider eşitliği sağlanarak (ne fazla-ne eksik) düzenlenmelidir.
13. Karar: “Resmi kurumlarda çalışan mühendis ve mimarların üye oldukları odalara aidat ödemelerini kaynaktan kesilme hususu sağlanmalıdır.”
Bu doğru bir yaklaşım değildir! Oda ile üyenin doğrudan bağı en azından üye aidat ödemeleri üzerinden de olsa sürmelidir.
14. Karar: “TMMOB ve Oda yayın, ajanda ve etkinlikleri için reklam alınması veya sponsor desteği sağlanması konularında; Örgütsel bağımsızlığın, kamusal denetim işlevinin korunması, TMMOB ve Odaların ilke ve politikalarının korunması, Mesleki etik değerlerin korunması vazgeçilmez ilkelerdir.”
Yaşanan deneyimler bu durumun çok daha hassas olduğu ve çok daha dikkat gösterilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Konu sınırları keskin bir şekilde belirlenen yönetmeliklerle belirlenmelidir.
15. Karar: “TMMOB ve Odalarımız, üyelerimizin ekonomik hak ve çıkarlarının korunmasında daha etkin rol üstlenmelidir.”
16. Karar: “Kamu çıkarlarının korunması, meslek odalarının uzmanlık alanlarında toplumun ve ülkenin yararını savunan birer örgüt olmalarını zorunlu kılar. Bu tanım gereği, meslek odaları mesleki çalışmalar yürütürken, halkı bilgilendirmek, bilinçlendirmek; çevreden, emekten, üretimden ve tüketicinin korunmasından yana olmak; topluma dayatılan politikaları sorgulamak ve bu süreçlere müdahil olmakla yükümlüdürler. Böylesine geniş bir alana yayılan sorumlulukların ve hizmetlerin yerine getirilebilmesi ancak ekonomik ve kurumsal anlamda güçlü, ülke geneline yayılmış bir örgütlenme ağına sahip olan, örgüt içi ilişkilerin ve oda-üye ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürütüldüğü yapılanmalar ile mümkün olabilir. Güçlü meslek odaları için, güçlü ve çeşitlendirilmiş gelir kaynaklarına sahip olma zorunluluğu yadsınamaz bir gerçektir. Meslek odalarının gelirleri üye ödentileri öncelikli olmak üzere, odaların uzmanlık alanlarında bağımsız olarak gerçekleştirecekleri etkinliklerden sağlanmalıdır. TMMOB ve Odalar, üyelerin mesleki gelişimlerinin sağlanmasına yönelik meslek içi eğitim hizmetlerini ve mesleki faaliyetler için gerek duydukları diğer hizmetlerini, sektörel gelişme amaçlı kongre, sempozyum vb. etkinliklerin gerçekleştirilmesi hizmetlerini, kamu ya da özel sektör tarafından yapılmayan, ancak yapılmasında zorunluluk bulunan hizmetlerini, üyelerince yerine getirilmesinin sağlanması için gereken eğitim ve koordinasyon hizmetlerini ve genel anlamda üyelerinin mesleki denetimine yönelik hizmetlerini yerine getirmelidir. Üyeleri tarafından üretilecek hizmetleri üretmemelidir.”
Son iki maddedeki niyetleri hayata geçirmek tüm odaların hizmet üretimi alanlarından çekilip yüzünü üyelerine ve topluma dönmesi ile olanaklıdır.
Devrimci Demokrat Platform, önümüzdeki dönemde TMMOB düzeyinde ‘Hizmet Üretimi Sempozyumu’ düzenlenmesini önermektedir.
MESLEKİ DENETİM
Odamız ilgi alanındaki mesleki denetimin kamu tarafı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Bayındırlık ve İskân Bakanlığı), İl Özel İdareleri, TOKİ, Belediyeler olmakla birlikte ağırlıklı olarak enerji iletim/dağıtımı ve haberleşme olarak iki önemli alana bağımlıdır. Bu iki alana baktığımızda enerji konusunda TEİAŞ, TEDAŞ, özelleştirilmiş elektrik dağıtım şirketleri ve yetkili enerji dağıtım kuruluşları ile haberleşme ayağına baktığımızda ise tamamen özelleştirilmiş Türk Telekom A. Ş. ile karşılaşmaktayız. Enerji alanında kısmen kurumsal bir kamu ayağı varken haberleşme alanında kamu ayağı hiç yoktur.
Kâr amacıyla örgütlenmiş olan özel kuruluşların kamusal bir hizmeti yapmaları tartışmalıdır.
Mesleki denetimin en önemli ayaklarından birisi olan kamu özelleştirmeler, iktidarların liyakat ve beceriden uzak kadrolaşmaları kamudaki bilgi birikimini ve tecrübe aktarma sürecini bitirmiştir. Bu haliyle kamunun proje denetimi ile mesleki denetim yapabilme olanakları sınırlıdır ve yetersizdir. Proje ve hizmetlerin mühendislik ölçütlerine uygunluğu ve kamusal çıkarlar açısından denetiminin kamu eliyle yapılması zorunludur.
Hizmet alanlar tarafındaki en önemli sorunlar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
· Gerekli teknik donanım eksiktir,
· Projeler mühendis olmayan ve gerekli ulusal ve uluslar arası standartlara hâkim olmayan personel tarafından kontrol edilmektedir,
· Fen Adamlarına siyasi kaygılarla teknik formasyonlarına aykırı alan yaratılmaktadır,
· Proje denetleme bürokrasisi çok fazladır,
· Aynı amaca uygun olarak örgütlenmiş olan kamu ve özel kurumlar arasında uygulama farklılıkları vardır,
· Geçmiş dönemlerde olmayan proje denetim bedeli, kabul tutanakları, onay bedeli gibi yeni uygulamalar yapılmaktadır.
Denetim yetersizlikleri en çok kaynak israfına neden olmaktadır. Çoğumuz yetersiz ve eksik projelendirmelerle uygulamaya geçen yapılardaki sıkıntıları yaşamaktayız. Ucuz hizmet üretmek adına çoğu kez yetkisiz ve yetersiz kişilerce (farklı iş ve hizmetler için yetiştirilmiş teknisyen, tekniker veya usta statüsündeki fen adamları) yapılan projeler standarttan uzak ve amaca uygun değildir.
Mesleki denetim konusunda en önemli sorun alanlarından birisi de yapı denetim kuruluşlarıdır. Yapı denetim kuruluşlarının bazıları proje üretim sürecine müdahil olmakta ve bu alanda çalışan SMM’ler mağdur edilmektedir.
Mesleki denetimin diğer önemli ayağı ise meslek odalarıdır. Odamız açısından bakıldığında her yıl yönetmeliklerde ve uygulamalarda değişiklikler yapılsa da denetimlerin sorunsuz ve amaca uygun olduğunu söyleyemeyiz.
Geçtiğimiz yıllarda olmayan ve 2011 yılı içerinde devreye sokulan ve 2012 yılında da devam ettirilmesi kararı alınan uygulamalar özet olarak;
· SMM’nin hizmet ürettiği kişi ve/veya kurumla tip sözleşme yapma zorunluluğu ve bunu odaya ibraz etmesi (Böylelikle, SMM’nin ürettiği hizmetlerden doğan haklarının hukuki güvenceye alınması -sözleşme yapılması- ve SMM’nin yıl içerisinde ürettiği hizmetlerin En Az Ücret tanımlarına uygunluğunun denetimi hedeflenmektedir.),
· SMM’nin yıl içerisinde üretmiş olduğu SMM hizmetlerine karşılık düzenlediği fatura/serbest meslek makbuzunun EMO’ya ibraz edilmesi,
· Denetim bedellerinde bölgesel azaltma katsayılarının dikkate alınmayıp her bölge için aynı olması,
· Bölgesel azaltma katsayıları arasında dengesizlikler olması. (Bilindiği gibi EMO tarafından yayımlanan En Az Ücret Bedelleri’nde 1999 yılından itibaren bölgesel azaltma katsayısı uygulanmaktadır. Bu uygulama, basit olarak, belirlenen En Az Ücret’lerin ülkemizin en gelişmiş ili olan İstanbul’u temel alarak belirlenmesi ve diğer il ve ilçeler içinse gelişmişlik düzeylerine göre belli bir azaltma katsayısı uygulanmasıdır.)
Ancak bu uygulamalar da mesleki denetim konusunda istenilen sonuçları getirmemiştir.
Şöyle ki;
1. EMO’nun En Az Ücret yayımlama hakkı dolaylı olarak SMM’lerin En Az Ücretlere uygun fatura veya serbest meslek makbuzu düzenlemesini zorunlu kılmaktadır. Piyasa diye tanımlayabileceğimiz alan maalesef liberal ve kural tanımaz bir alandır. Kâğıt üstünde gösterilen proje veya hizmet bedeli çoğunlukla gerçeği yansıtmamaktadır. İade faturalar, karşılıklı olarak düzenlenen hizmet alımlarıyla piyasanın belirlediği kurallar ister istemez işlemektedir. Zaten SMM’nin EMO ile ilişkisi ticari faaliyetinden dolayı değil mesleki faaliyetindendir. SMM, ticari faaliyetinden dolayı Ticaret Odası ve Maliye Bakanlığı’na karşı sorumludur. Bu yüzden hukuki olarak ticari faaliyetten dolayı EMO’nun yaptırım uygulama gücü yoktur.
2. Yapılan tüm uygulamalara rağmen mühendislerin diploma kiralama uygulaması engellenememiştir. Bunun en önemli kanıtı bazı ‘mühendislik’ bürolarından gelen aşırı sayıdaki proje ve projelerdeki kalitenin düşüklüğüdür.
3. Yapılan uygulamalarla hizmet üretim bedelleri mühendislik standardına yükselmemekte aksine kurallara uygun çalışan SMM üyeleri mağdur etmektedir.
Devrimci Demokrat Platform olarak önerilerimiz;
1. En Az Ücretler İstanbul’da azaltma olmayacak şekilde yeniden tespit edilmelidir. (Bilindiği gibi 1999 yılından itibaren uygulanan azaltma katsayıları ülkemizin en gelişmiş bölgesi olan İstanbul baz alınarak belirlenmekteydi. Ancak İstanbul’da 2011 yılında %75 ve 2012 yılında da %65 olarak uygulanma kararı alınmıştır.) Tüm illerin gelişmişlik düzeyleri dikkate alınarak İstanbul için belirlenen bedellerden azaltma uygulanmalıdır.
2. Azaltma katsayıları belirlenirken ölçülebilen teknik ölçüler dikkate alınmalıdır. Yayımlanan yönetmeliğin Madde 6-1 (a) bendindeki ‘En az ücret tanımları her yıl Oda Sürekli SMM Komisyonu tarafından belirlenir’ ifadesi çıkarılmalıdır. Üçüncü kişi ve kuruluşlara karşı sorumlu olan EMO Yönetim Kurulu’dur. SMM Sürekli Komisyonu sadece değerlendirme ölçütlerini belirlemelidir.
3. Fatura ibraz etme uygulamasına son verilmelidir. Diplomasını kiralayan veya üretmediği hizmete imza atan üyeler varsa; bunların tespitine yönelik yerinde denetimler yapılmalıdır. Bu tür bir denetim, dürüst çalışan SMM’leri de rahatsız edici olmayabilecektir.
4. Hizmet denetim bedellerimiz çok yüksektir. Yapı sınıfı arttıkça oda birimlerinde yapılan denetim aynı olmasına karşın denetim ücretleri SMM’yi mağdur edecek boyutlara ulaşmaktadır. Bu konuda ayrıntılı bir çalışma yapılmalıdır.
5. Gerek hizmet ve denetim bedellerinin tespitinde gerekse bölgesel azaltma katsayılarında TMMOB genelinde uyumluluk sağlayacak ve diğer odalarla ortak kriterler belirlenmelidir.
6. Gerek mimarların gerekse hizmet/proje ihalesi yapan kuruluşların hizmet bedelleri paylaşımında TMMOB tarafından belirlenen kriterlere uygun davranmaları konusunda çalışma yapılmalıdır. |
|
| Son Güncelleme ( Perşembe, 09 Şubat 2012 08:52 ) |
Bizden
Bugün ülkemizde YÖK tarafından diploma eşdeğerliği tanınmış kamu ve vakıf üniversitelerinde; Elektrik, Elektronik, Elektrik-Elektronik, Bilgisayar, Yazılım, Biyomedikal, Elektronik-Haberleşme vb. Mühendislikleri eğitimleri verilmektedir. Eğitim sistemi üniversiteden üniversiteye değişmekle birlikte ilk iki yıl genellikle temel mühendislik dersleri, ikinci yıldan sonra da uzmanlaşmaya yönelik olarak mesleki dersler okutulmaktadır. Birçok üniversitede sınırlı sayıda öğretim üyesi bulunduğundan temel derslerde dâhil birçok ders verilememekte, eksik laboratuar ve teknik alt yapı ile eğitim sürdürülmektedir. Planlı ekonomilerin terk edildiği ülkemizde, her gelen siyasi iktidarın bilim ve teknolojiyi bir kenara ittiği ve oy hesaplarının yapıldığı, gerekli öğretim üyesi ve altyapı olanakları oluşturulmadan kaba bir popülizmle her ile bir üniversite mantıksızlığı yürütmektedir. Aynı durum vakıf üniversiteleri için de geçerlidir.