| AKP ve MHP Türkiye'yi Karanlığa Doğru Çekiyor, Mevzileri Koruma Zamanı! |
|
Son günlerde "demokrasi", "özgürlükler" ve "insan hakları" gibi kavramlar bugüne değin hiç kullanılmadığı kadar sıklıkla telaffuz ediliyor. Meğer ülkemizde herkes ne kadar demokrat, ne kadar özgürlükçü, ne kadar insan hakları yanlısıymış. Ülkemizin son 30 yılına damgasını vuran pek çok katliamın, kıyımın, tertibin arkasında olan siyasal geleneklerin mirasçısı ve sürdürücüsü olanlar, bugünlerde demokrasi ve özgürlükleri ağızlarına pelesenk etmiştir. Bizler Maraş'ta, Çorum'da, Sivas'ta toplu katliamlar yapanların, çetecilerin, tarikatların, şeriat özlemlilerinin "demokrasi" ve "özgürlük" anlayışlarını çok yakından biliyoruz. Türkiye'nin yakın tarihi, bu kesimlerin gelecek tasavvurlarıyla ilgili ibret verici derslerle doludur.
Geçtiğimiz hafta içerisinde, Anayasa'nın 10. ve 42. Maddeleri'ni değiştiren anayasal düzenlemeler rekor bir oyla kabul edildi. 22 Temmuz seçimlerinin ardından gelişen süreçte, ülkemizin, AKP'nin önderliğinde ve MHP'nin desteğiyle sonu belirsiz bir karanlığa doğru sürüklendiği söylemek kehanet olmasa gerekir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, YÖK Başkanının değiştirilmesi, AKP'nin tüm yasal düzenlemelerinin toplumsal muhalefete rağmen birer birer onaylanması ve en son olarak "türban"ın yüksek öğretim kurumlarında serbest bırakılması için yapılan anayasa değişikliği, önümüzdeki dönemde çok daha "azgın" bir saldırı dalgasıyla yüz yüze kalacağımızın işaretçisidir. 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte gündelik hayatın her alanına zerk edilmeye başlayan "Türk-İslam" sentezi anlayışı, gelinen aşamada kendi duvarlarını da aşarak yasal sınırlarının ötesine taşmaya başlamıştır. Bu ideolojinin muhafazakâr İslamcı mayası, aradan geçen zaman içerisinde kabararak neo-liberal ekonomi politikalarıyla ve ABD'nin emperyalist politikalarıyla eklemlenmeyi başarmıştır. Bugün AKP'nin başını çektiği bu siyasal hat, ABD'nin (Genişletilmiş) Büyük Ortadoğu Projesi ile uyum içerisindedir. Türkiye hızla, ‘Ilımlı İslam Cumhuriyeti' prototipi olarak Ortadoğu'da ve Kafkasya'da kendisine biçilen emperyalist politikaların emir eri olma pozisyonuna doğru ilerlemektedir. Bu rolün gereği olarak, dinsel-muhafazakâr yaşam biçimi -bugüne değin olduğu gibi- "belirli cemaat ilişkilerine" ait bir yaşam tarzı olmaktan çıkarak, tüm toplumsal yaşamımızı belirleyen bir dayatma olarak kendisini büyütecektir. Özgürlüklerin, Demokrasinin ve İnsan Haklarının Gerçek Savunucuları Bizleriz! Sosyal ve siyasal yaşamı biçimlendiren kavramlar, belirli bir toplumsal/ideolojik çerçeve içerisinde anlam kazanmaktadır. Türkiye'nin toplumsal formasyonunu, yaşadığımız tarihsel pratikleri, mevcut sınıfsal ve siyasal ilişkiler ağını göz ardı ederek "özgürlük" ve "demokrasi" kavramlarını anlamlandırmaya çalışmak bizleri yanılgıya sürükleyecektir. Bu kavramlar, basit birer soyutlama olarak "uzay boşluğunda" değil, yaşamımızı her yeni gün biçimlendiren somut birer olgu olarak "gündelik hayatta" kimlik kazanmaktadır. Bu nedenle Türkiye'de "özgürlük" ve "demokrasi" sorununu "türban" meselesine indirgeyerek tartışmaya çalışmak, "tarihsel bir körlük"ten başka bir şey değildir. Düşüncenin ifade ve örgütlenme özgürlüğünün ağza bile alınmadığı, anti demokratik seçim sistemiyle milyonlarca kişinin iradesinin siyasal alanda temsil edilmediği, çalışanların sendikal haklarının göz ardı edildiği, antidemokratik yasalarla yaşamlarımızın baskı altında tutulduğu, farklı dinsel inançların ve inançsızlığın reddedildiği, çok kültürlü-çok kimlikli toplumsal yapımızın görmezden gelindiği, tek tip bir yaşam biçimini dayatıldığı bir ülkede yaşadığımız gerçeği bir kenara bırakılarak, "türban" ve "özgürlük" yan yana getirilemez! Bu ülkede yıllardır özgürlük ve demokrasi için mücadele edip, bu uğurda bedeller ödemiş olan bizler, "özgürlük" ve "demokrasi" kavramlarının bu ağızlar tarafından kirletilmesine, iğdiş edilmesine izin vermeyeceğiz! Bu ülkede, başını kapatmadığı için dayak yiyenler, Cuma Namazı'na gitmediği için dışlananlar, oruç tutmadığı için bıçaklananlar, kolsuz giyindiği için yaftalananlar, mezheplerinden ötürü katledilenler olduğu sürece Türban özgürlüğün değil, bağnazlığın ve karanlığın simgesi olarak kalacaktır. Bu anlatılan bizim hikâyemizdir! Daha iki yıl önce, TRT'de çalışan bir üyemiz Ankara'nın göbeği Ulus'ta, Ramazan'da sigara içtiği için dayak yemiş, linç edilmeye çalışılmıştır. Bizler bu ülkede özgürlük ve demokrasinin gerçek savunucularıyız. Bizler gerçek anlamda özgürlüten, demokrasiden, bağımsızlıktan, laiklikten ve eşitlikten yanayız! Bu değerlerimizi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da savunmaya devam edeceğiz. AKP, 22 Temmuz Genel Seçimlerinden aldığı güçle, hem bürokrasi içerisinde gerekse toplumsal muhalefet içerisinde kendisine karşı tutum alan tüm odakları bir bir ele geçirmeye çalışmaktadır. Hükümet ve Cumhurbaşkanlığı olanaklarıyla atanan bürokrasi makamlarının ardından gözünü sendikalara ve odalara dikmiştir. İktidar olanaklarıyla ele geçirdiği sendika ve odaları tamamıyla kendisine tabi kılan AKP, ele geçiremediklerinin de altını boşaltmaya çalışmaktadır. AKP, iktidarı olduğu gibi, toplumsal muhalefeti de yönetmeyi, yönlendirmeyi amaçlamaktadır. TÜRK-İŞ Kongresinde en açık biçimiyle ortaya çıkan bu eğilim, TMMOB'a bağlı odaların İstanbul şubelerinde tam anlamıyla bir restleşmeye varmıştır. Ne var ki, TMMOB çatısı altında yıllardır yaratmaya çalıştığımız devrimci ve demokratik gelenek AKP'nin bu hayallerini suya düşürmüştür. Bizler, AKP'nin ve onun destekçisi MHP'nin karanlık emellerini EMO Ankara Şubesi seçimlerinde de bozguna uğratacağız! Şubemizin aydınlık yürekli üyelerinin gayretleri, her türden gerici ve karanlık girişimi yerle bir edecek güçtedir! Sevgili meslektaşlarımız, 17 Şubat 2008 Pazar günü kendi içimizde bir kez daha Ön Seçim yaparak 23-24 Şubat 2008'de yapılacak EMO Ankara Şubesi Genel Kurulu'nda Meslekte Birlik Grubu ile yarışacak DEMOKRAT MÜHENDİSLER adaylarını belirleyeceğiz. Belirleyeceğimiz bu adaylar, sadece yönetim kurulunu oluşturmak için değil, önümüzdeki dönemde şubemizin demokratik bir mevzi olarak korunması görevini de üstlenmek için aday olacaktır. Dolayısıyla, ülkesine, mesleğine, onuruna ve geleceğine sahip çıkan tüm üyelerimizin Ön Seçime katılarak devrimci-demokratik geleneğimize omuz vermesi hem odamız hem de ülkemizdeki toplumsal muhalefet açısından önemlidir. DEVRİMCİ DEMOKRAT PLATFORM, gücünü, demokratik bir iç yarış ortamı olan önseçim sürecinden almaktadır. Önseçimlerde DEVRİMCİ DEMOKRAT PLATFORM adaylarına verilen her oy, EMO Ankara Şubesi'nin aydınlık geleceğine verilen bir destektir. Amacımız 24 Şubat 2008 Pazar günü yapılacak seçimlerde DEMOKRAT MÜHENDİSLER'i başarılı kılmak ve bu yürüyüşü devam ettirmektir. Onun için diyoruz ki 17 Şubat 2008 Pazar günü yapılacak ön seçimlerde DEVRİMCİ DEMOKRAT PLATFORM'a verilecek her oy AKP ve MHP'ye kurulacak barikatı güçlendirecektir. Seçimler, kullanılan oyların olduğu kadar, kullanılmayan oyların da vebalini paylaştıran bir sistemdir. Sandıktan çıkan sonucu belirleyen şey, kullanılan oylar kadar kullanılmayan oylardır da! 17 Şubatta yapılacak ön seçimde ve 24 Şubat'ta yapılacak seçimlerde şubemizin aydınlık geleceği için kullanılmayan her oy, karanlığın emellerine hizmet edecektir. Bu nedenle sizleri 17 Şubat'ta yapılacak ön seçimde DEVRİMCİ DEMOKRAT PLATFORM adaylarını, 24 Şubat'ta yapılacak Seçimlerde de DEMOKRAT MÜHENDİSLER Adaylarını desteklemeye, gerçek anlamda demokrasi ve özgürlüklere sahip çıkmaya çağırıyoruz! 17 ŞUBAT'TA OYLAR RAMAZAN PEKTAŞ'LA BAŞLAYAN DEVRİMCİ DEMOKRAT PLATFORM LİSTESİNE! 24 ŞUBAT'TA OYLAR DEMOKRAT MÜHENDİSLER LİSTESİNE! |
|
| Son Güncelleme ( Pazartesi, 30 Mart 2009 17:44 ) |
Bizden